Geleceğin Gıdaları ile Tanışın

Birleşmiş Milletler (BM), dünyadaki nüfusun beslenebilmesi için gıda üretiminin 2050 yılına kadar %70 oranında artırılması gerektiğini öngörüyor. Hızlı nüfus artışı ardından gelen şehirleşme, kalabalık kentler, tüketim çılgınlığı, 2021’de açlıktan etkilenen 828 milyon insan ve günden güne kıtlığını yaşadığımız gıda. 

9 milyardan fazla olması beklenen bir dünya nüfusu için; gıda üretimi ve tedariğini nasıl karşılayabilir, beslenmeyi nasıl sürdürülebilir bir hâle getirebiliriz? Sizleri geleceğin gıdaları ile tanıştıralım. Daha sağlıklı ve daha sürdürülebilir gıda ürünleri geliştirme ihtiyacı ile yeni gıdaların piyasaya sürülmesi, gıda sistemimizde dönüşümünün anahtarı olabilir.

Avrupa pazarına yeni gıda bileşenlerinin girmeye başlaması ile birlikte gıdanın geleceğinde inovasyon hızlanıyor. Peki geleceğin gıdaları, geleceğe uygun bir gıda sistemi oluşturmaya yardımcı olabilir mi? 

Geleceğin Gıdaları Nelerdir?

Alternatif gıdalar, kısa tanımıyla konvansiyonel gıda sistemine karşı yeni arayışların ortaya çıkardığı alternatifler olarak tanımlanmakta. Alternatif gıda kaynaklarını daha kapsamlı olarak; 

  • İnsanlar tarafından gıda olarak kullanılmayan ürünlerin gıda olarak kullanılabilir hale getirilmesi, 
  • Gıda atıklarının değerlendirilmesi, 
  • Bazı mikroorganizmaları bol miktarda üretip bu biyokütlenin besin maddesi olarak kullanılması, 
  • Biyofermantasyon teknolojisi ile selülozdan gıda üretimi, 
  • Farklı mikrobiyal kaynaklardan protein üretimi (tek hücre proteini), 
  • Laboratuvar koşullarında üretilen et (in vitro), 
  • Çiftlik ürünü olmayan süt içecekleri (bitki/böcek temelli süt),
  • Böceklerin yeni gıda işleme teknikleri geliştirilerek gıda olarak kullanımı şeklinde tanımlamıştır. 

“Yeni Gıdalar” (Novel Food) 1990’larda AB pazarına girerek büyük bir patlama ve ilgi gördü. Bununla birlikte Mayıs 1997’de alternatif gıdaların temel şartlarının belirlendiği ilk “Yeni Gıda Mevzuatı” ortaya çıktı. Ortaya çıkan mevzuatın içerisinde “Yeni Gıdalar”r ile ilgili aşağıdaki maddeler belirlenmiştir, 

  • Tüketiciler için güvenli olmalı ve halk sağlığı için risk oluşturmamalıdır. 
  • Tüketicileri yanıltmamak için uygun şekilde etiketlenmelidir.
  • “Yeni Gıda”nın başka bir gıdanın yerini alması amaçlanıyorsa; bahsi geçen “Yeni Gıda”, tüketiciler için besin açısından dezavantajlı bir biçimde farklılık göstermemelidir.

1) Sürdürülebilir bir Protein Kaynağı: Yenilebilir Böcekler

Geleceğin gıdaları arasında gösterilen böcekler, yemek olarak birçok ülkede hala alışılmadık veya tatsız olarak kabul ediliyor. Dünya çapında ise 1.900’den fazla böcek türü tüketilmekte ve yaklaşık iki milyar insanın geleneksel beslenme düzeninde böcekler de yer almakta. Örneğin Asya, Afrika ve Latin Amerika’da böcek yemek oldukça popüler. Bunun başlıca sebepleri ise böceklerin ekonomik olması, yüksek protein içermesi sebebiyle besleyici olması, sürdürülebilir yöntemlerle yetiştirilebilmesi ve yüksek yem dönüşüm oranına (yemi proteine ​​dönüştürme verimliliği) sahip olması. 

Peki böcekler daha yaygın bir biçimde günlük beslenmemizin bir parçası olabilir mi?

EIT Food Fight Podcast’inde; Crick’ten Philipp Egli ve Better Origin’den Miha Pipan “Gıda sistemindeki böcekler: Yenilik mi yoksa gereklilik mi?” sorusu ile konuya detaylı bir açıdan cevap bulmaya çalıştılar. 

Bununla birlikte, böceklerin güvenliğini ve sağlığını değerlendirmek zor bir uğraş. EFSA’da (Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi) kimyager ve gıda bilimcisi olan Ermolaos Ververis, böceklerin aslında protein açısından zengin yeni bir gıda olmasına rağmen, 

“Böceklerden elde edilen formülasyonlar (belirli bir ürünü oluşturmak için çeşitli maddelerin hassas oranlarda birleştirilmesi) protein açısından yüksek çıkabilir; ancak böceklerin dış iskeletinin önemli bir bileşeni olan kitin, gerçek protein seviyelerinin yüksek değerlerde hesaplanmasına sebep olabilmektedir.” diyor.

Sürdürülebilir bir protein kaynağı olan yenilebilir böcekleri yakın zamanda Türkiye pazarında da görecek miyiz dersiniz? 

2) Yaşamın Beşinci Krallığı: Mantarlar

Dünyada beş milyondan fazla mantar türü olabileceği tahmin ediliyor. Mantarlar, hem insanların hem de gezegenin sağlığı için önemli kabul ediliyor. Mantarlar aynı zamanda geleceğin gıdaları arasında. Suda, ağaçlarda, toprakta ve havada; ayrıca insan ve hayvan bedenlerinde bulunan mantarlar, organik maddeleri diğer organizmalar için yararlı biçimlere dönüştürebiliyor. Çalışmalar ayrıca mantarların insan ve hayvan bağışıklık sistemlerinin sağlığı için önemine giderek daha fazla atıfta bulunuyor. Bu nedenle daha fazla mantar türü geleceğin sağlıklı bileşenleri haline gelebilir.

Mantarların meyve veren organlarının bulunduğu bazı türleri, birçok kişinin öğününün bir parçası haline gelmiş durumda. Mantarlar iyi birer demir, bakır, riboflavin, niasin ve diyet lifi kaynağı olarak kabul edilir ve pişirildiğinde protein, B, C ve D vitaminleri ve selenyum gibi sağlıklı bir öğüne katkıda bulunan temel besinleri serbest bırakabilir.

Sürdürülebilir bir besin kaynağı olan mantarları gelecekte daha sık sofralarımızda ve öğünlerimizde görecek gibiyiz.

3) Okyanusların Süper Besini: Yosunlar

Yosunlar ve mikroalgler de dahil olmak üzere algler, dünya su ürünleri üretiminin yaklaşık %30’una katkıda bulunuyor. Alg yetiştiriciliği tüm dünyadaki insanlar için ekonomik fırsatlar sağlıyor. Diyet lifleri, mikro besinler, biyoaktif bileşikler ve protein içeriği bakımından zengin olan alglerin insan sağlığı için faydalı olduğu düşünülüyor. Yosunlar aynı zamanda geleceğin gıdaları arasında. Okyanus ortamlarında yetiştirilirse algler ayrıca şunları yapabilir:

  • Fotosentez için güneş enerjisini yakalayarak, yan ürün olarak organik gıda molekülleri ve oksijen oluşturur ve deniz ekosistemlerini düzenler. Deniz türleri için değerli bir yaşam çizgisi sağlayabilir.
  • Tuzlu su ortamlarında büyüyebilen algler; değerli tatlı suyu korur ve aynı zamanda verimli karbon yakalayabilme özellikleriyle,  döngüsel biyoekonominin bir parçasını oluştururlar. Bazı hızlı büyüyen algler, karbonu ağaçlardan daha hızlı yakalayabilir.

Yosunlar dünya çapında yüzyıllardır tüketilmektedir, ancak sağlık ve çevresel kimlikleri üzerine yapılan araştırmalar geliştikçe ve daha belirgin hale geldikçe; günümüzde yeni gıda çözümlerinin bir parçasını oluşturmakta ve yeni üretim süreçlerinden geçmektedirler.

Avrupa Komisyonu şu anda, alg ve alg bazlı ürünlerin sürdürülebilir üretiminin nasıl büyütüleceği ve güvenli tüketiminin nasıl sağlanacağı konusunda AB politikasını bilgilendirmek için girdi toplamayı amaçlayan “Mavi biyoekonomi – Güçlü ve Sürdürülebilir bir Alg Sektörüne Doğru” girişimini geliştiriyor. Bu girdi, yaklaşmakta olan AB Yosun Stratejisini de besleyecek.

Sürdürülebilir bir besin kaynağı olan yosunlar, gelecekte denizin derinliklerinden çıkıp sofralarımızda yer bulacak gibi.  

4) Pasifik Kıyılarından Sofralarımıza: Pandanus

Pandanus (Pandanus tectorius), Pasifik’te kıyı bölgelerinde yetişen küçük bir ağaç türü. Yaprakları, Güneydoğu Asya’nın büyük bölümünde tatlı ve tuzlu yemekleri lezzetlendirmek için kullanılıyor. Ananasa benzeyen meyvesi ise çiğ ya da pişmiş şekilde yenilebiliyor. Pandanus aynı zamanda geleceğin gıdaları arasında.

Kew Gardens araştırmacılarından Dr. Marybel Soto Gomez; ağacın kuraklık, sert rüzgar veya tuz serpintisi gibi zorlu hava koşullarına dayanıklı olduğunu söylüyor. “İklim türlerine dirençli ve besin değeri yüksek olan bu ağacın meyvesi de çok lezzetli” diyen Gomez, bu ağacın dünya çapında yetiştirilmesi sayesinde gıda çeşitliliği sağlanabileceğinden bahsediyor. Gomez, pandanusun yerel halkların kaynaklarını tüketmeden, sürdürülebilir şekilde kullanılması halinde daha yaygın şekilde yetiştirilebileceğini söylüyor

Pasifik kıyılarında yetişen bu bitki gelecekte sofralarımızda besin çeşitlerimizde yer alacak gibi gözüküyor.

5) Hayvan Hücrelerinde Büyüyen Et: Kültürlenmiş Et

“Her 1 kg et üretimi için; 15.500 litre su gerektiğini, 178 m2 araziye ihtiyaç olduğunu, 300 kilogram CO2 salındığını, 150 mg antibiyotik kullanıldığını biliyor muydunuz?"

Biftek.co

Kültürlenmiş et veya “laboratuvarda yetiştirilen et” geleceğin gıdalarının temel bir bileşeni olabilir mi? Et tüketiminde yeni bir çağa hoşgeldiniz. Hayvan kesimi, kaynak ve arazi yoğun çiftçilik ihtiyacını ortadan kaldıran kültürlenmiş et, geleneksel et ürünlerine sürdürülebilir bir alternatif sağlayabilir. Kültürlenmiş et, bireylerin özel beslenme ihtiyaçlarını karşılamak için kontrol edilebilir ve potansiyel olarak kişiselleştirilmiş besin içeriği ile et tüketimini daha sağlıklı hale getirmeye de yardımcı olabilir.

Kültür eti inovasyonu başlangıçta pahalı bir süreçti, ancak geliştirildikçe laboratuvarda yetiştirilen etin fiyatı düşmeye devam ediyor. Gelecekte kültür eti üretimi ve satışının geleneksel ete göre daha ucuz hale gelmesi ve böylece pazara hakim olması olası gözüküyor.

Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi – EFSA, büyüme faktörleri ve hormonlar, kültür koşulları, antimikrobiyaller, hijyen önlemleri, ekipman ve potansiyel yan ürünler, safsızlıklar veya kontaminasyon riskleri gibi unsurlarla birlikte kültür etinin güvenliğini değerlendirmektedir. Bazı uzmanlar yakında yetkilendirme olacağını düşünürken, diğerleri kültürlenmiş etin Avrupa süpermarket raflarına ulaşmasının hala birkaç yıl alabileceğini düşünüyor.

“Kültürlü et, et üretme sürecini elektriklendirmemize izin veriyor. İşlem kapalı, temiz tesislerde gerçekleştiği ve gelen enerji kaynağı elektrik olduğu için bu yenilenebilir ve dolayısıyla et üretiminin iklim üzerindeki etkisini tamamen kesiyor.”

Seren Kell, Good Food Institute Europe

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Show Buttons
Hide Buttons